Haberler
Satın alma ve ihale dosyalarına buradan ulaşabilirsiniz.
Hastanemizin kalite yönetim sistemi.  Hastanemiz 2009 yılı kalite performans slaytı
 Hastanemizin Abone Olduğu Tıbbi Yayın Siteleri ve Veri Tabanları
Hastanemizde yapılan eğitimler ve 2009-2010 yılı Eğitim Kitapçığı
Hastanemiz ile ilgili istatistikler Veriler Grafikler Yatak Sayılarımız
Sürekli güncellenen içeriği ile Bakırköy Tıp Dergisi  
Yeni teknik ve teknolojilerle yeni adresimizde hizmetinizdeyiz http://www.bakirkoytipgunleri2010.org/http://www.bakirkoytipgunleri.org/
Hastanemiz bünyesindehizmet veren birimlerimiz  
Hastane Binalarımız ve Hastanemize Bağlı Semt Polikliniklerimiz
PDF Yazdır
Meme Kanseri
Meme kanseri ülkemiz kadınlarında en sık görülen kanserdir. 2001 yılı verilerine göre tespit edilen kanserlerin yaklaşık %25’ i meme kanseridir. Benzer şekilde gelişmiş ülkelerde de meme kanseri en sık görülen kanser türleri içerisinde ön sıralardadır. ABD deki tüm kanserlerinde yaklaşık %30 meme kanseridir.Geçen haftadaki yazımızda da belirdiğimiz gibi memede fark edilen herhangi bir kitle meme kanseri açıksından mutlaka değerlendirilmeli ve bunun kanser olup olmadığı kesin olarak ortaya konulmalıdır.

Yine bir kez daha memedeki kitlelerin çok büyük bir oranda kanser olmadığını da belirtelim. Meme kanseri gelişmesi açısından kadınlar erkeklerden çok daha fazla risk altındadırlar. Yaklaşık 100–200 kadına karşılık 1 erkekte meme kanseri görülür.30 yaşının altında kanser görülmesi riski düşüktür. Kanser görülmesi açısından birinci derece yakınlarında (anne, kız kardeş, teyze, hala, büyükanne)  kanser olan kadınlar önemli derecede risk altındadırlar. 50 yaşından sonra kanser gelişmiş bir kadının kız kardeşinde 30 yaşlarda kanser gelişmesi riski %8 civarındadır. Burada şunu da belirtmemiz gerekir ki kanser tespit edilmiş kadınların çoğunda herhangi bir aile hikâyesi de yoktur. Meme kanserlerinin ancak %10 -15 inin genetik değişikliklere bağlı olduğu düşünülmektedir. BRCA–1 ve BRCA–2 gen rotasyonlarının meme kanseri gelişmesiyle ilgili olduğu tespit edilmiştir. Bir memesinde daha önceden kanser tespit edilmiş olan bir kadında diğer memesinde kanser gelişmesi riski her yıl için %0,5–1 civarındadır. Erken yaşta ilk adetini gören (11 yaşından önce) kadınlarda ve menopoz yaşının ileri olduğu (55 yaşından sonra) kadınlarda meme kanseri gelişmesi riski daha yüksektir. Düzenli adetin başlama yaşı da kanser gelişmesi açısından önemlidir. Düzenli adeti 13 yaşından önce başlayan bayanlarda kanser gelişmesi riski 4 kat daha fazladır. Meme kanseri hiç doğum yapmamış kadınlarda da, doğum yapmış kadınlara göre daha yüksek oranlarda görülür. Ayrıca ilk doğumunu 30 yaşından sonra yapan kadınlarda meme kanseri gelişmesi daha erken yaşta doğum yapan kadına göre daha yüksektir. Bebeğine 1 yıldan daha fazla süre ile süt veren anneler daha az meme kanseri riski taşırlar. Bebek sağlığı açısından da önemli olan anne sütü verilmesi anneyi de meme kanserinden korur. Herhangi bir hastalık nedeniyle göğüs bölgesine radyoterapi uygulanan bayanlarda da meme kanseri gelişmesi riski artmıştır. Menopoz sonrası dönemde östrojen içeren hormon replasman tedavisinin 5 yıldan uzun süreli kullanımı da meme kanser riskini artırır. Şişmanlık menopozdan sonra meme kanser riskini artırırken menopoz öncesi dönemde böyle bir etkiye sahip değildir. Hatta bu kişilerde daha az meme kanseri görülmektedir. Fazla yağdan zengin gıdalarla beslenmenin de meme kanserini artırdığı ileri sürülmektedir. Alkol almanın meme kanseri riskini artırdığı konusu bugün için ispatlanmış bir bulgu değildir. Düzenli spor yapmanın ( özellikle tempolu yürüyüş ) meme kanseri riskini azalttığı bildirilmektedir.
Meme kanserinin belirtileri
Meme kanseri  şüphesi öncelikle memede herhangi bir kitlenin veya meme başından kanlı akıntının fark edilmesiyle  başlar. Gerçektende memede kitle vakaların yaklaşık %30-50 sinde kişinin kendi tarafından fark edilir.Kendi kendine meme muayenesi bu nedenle çok önemlidir.Yirmi yaşından sonra adet kanaması(menstruasyon) bitip temizlendikten birkaç gün sonra bu muayene her ay düzenli olarak yapılmalıdır. Memede  fark edilen her kitle de kanser değildir.Sınırları kesin olarak belirlenemeyen,etrafa yapışık ve hareket ettirilemeyen,sert kıvamlı kitle muhtemelen kanserdir.Kitlenin üzerindeki cilt çekintisi veya oluşan yara  daha ileri evredeki bir kanseri düşündürür. Bazen büyük bir kitlenin etrafında daha küçük kitleler bulunur.Bu durum ileri evre meme kanserinde olur.
Ülkemizde bayanlarda memede ağrının olması  meme kanseri geliştiği endişesine yol açmakta ve gerçek bir panik havasına neden olmaktadır.Bir kez daha belirteyim ki ağrı, meme kanseri vakalarının ancak %10-20 sinde vardır.
Meme başından olan kanlı veya kahve renkli akıntı kanser şüphesi taşır..Akıntının kendiliğinden gelmesi oldukca anlamlıdır.Mutlaka araştırılmalıdır.Tek taraflı akıntılarda kanser ihtimali daha yüksektir.Beyaz renkli veya hafif sarımsı yeşilimsi akıntılar kanser dışı nedenlere bağlıdır.
Meme başındaki çekintiler veya içeri çökmeler normalde de olabilir.Ancak daha önceden böyle bir durum yokken sonradan gelişmişse bu ciddi olarak kanser şüphesi demektir.Ayrıca meme başındaki iyileşmeyen yaralar ve pullanmalar da kanseri akla getirir.
Her iki memenin büyüklüğünün farklı olması meme kanseri varlığı açısından araştırmayı gerektirir.
Meme cildinde ödemin(şişkinliğin) olması veya meme cildinin portakal kabuğu görünümünde olması kanser göstergesidir. Memede iltihabı düşündüren kızarıklık ve ağrı da yapılan tedavi ile birkaç günde geçmiyorsa muhtemelen kanserdir. Bu acıdan mutlaka araştırılmalıdır.
Meme kanseri gelişme süreci içerisinde lenf kanalları yoluyla öncelikle koltuk altı lenf bezlerine daha sonra da boyun alt bölgesinde bulunan lenf bezlerine yayılır. Bu nedenle koltuk altında hareketli veya birbirine ya da etrafa yapışık şişliğin bulunması  meme kanseri göstergesi olabilir mutlaka hekime görünmeyi gerektirir.
Kanser kemik, akciger,plevra,karaciğer ve beyin  gibi uzak organlara da yayılabilir (metastaz yapabilir)ve bunlara bağlı olarak çeşitli belirtilere neden olabilir.Bunlar arasında özellikle kemikte metastazın gelişmesi kemik ağrısına neden olmaktadır.Akciğer metastazı solunum sıkıntısı,öksürük ve kanlı balgama neden olurken beyin metastazı da baş ağrısı,konuşma bozukluğu ve bilinç değişikliklerine yol açabilir.
Bazı meme kanserleri memede hiçbir şekilde kitle yapmadan bulunabilir. Bu tip kanserlerde iki meme mukayese edildiğinde biri diğerine göre daha elastikliğini kaybetmiş olarak hissedilebilir. Ancak fark edilebilmesi gercekten zordur.Bu bulgu her zamanda olmaz.

Memesinde herhangi bir nedenle bir şişlik (hareketli ya da hareketsiz), yara, meme başı akıntısı bulunan bir bayan vakit geçirmeden hekime müracaat etmelidir. Hekimin geniş kişisel ve aile hikâyesi almasından sonra yapacağı fizik muayene çok önemlidir. Eğer hasta 40 yaşından büyük ise öncelikli olarak mamografi ve gerekirse ultrasonografi yapılması gerekir. Radyolojik olarak mamografik bulgular kanser şüphesi açısından sınıflandırılırlar. Bu sınıflamaya göre kitlenin kanser şüphesi varsa öncelikli olarak ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) ya da Tru-cut biyopsi denilen özel iğnelerle bir biyopsi yapılmalıdır. Bu biyopsi patoloji uzmanı tarafından değerlendirilerek kitlenin kanser olup olmadığı ortaya konur. Kanserse uygun olan tedavi planlanır. Memedeki bir kitleden İİAB ve Tru-cut biyopsi yapılmadan kitlenin çıkarılması amacıyla bir cerrahi müdahale yapılması uygun değildir. Böyle bir girişim eksik tedavilere ve yeniden tamamlayıcı cerrahi işlemlere neden olabilir. Memede yapılacak her cerrahi işlem daha sonra bu hastanın muayene, mamografi ve ultrasonografik takiplerinde zorluklara neden olabilir. Eğer kitle muayene, mamografi ve ultrasonografi bulgularına göre fibroadenom olarak yorumlandıysa bu kitlenin kanser olma ihtimali yaklaşık %2 civarındadır. Ancak deneyimli bir radyoloğun yapacağı ultrasonografi (USG) ile bu oran daha da düşürülebilir. Bu şekildeki bir kitlenin de İİAB ya da Trucut yapılarak kanser olup olmadığı ortaya konabilir. Eğer bu şekilde bu kitleye kesin olarak fibroadenom tanısı konulmuş ise bu kitlenin cerrahi olarak çıkarılması şart değildir. Böyle bir kitle ilk tespit edildiğinden sonraki birkaç yıl içinde 2–3 cm kadar büyüyebilir, biraz ağrı yapabilir. Ancak endişe etmeye gerek yoktur. Hastalar memelerinde kendilerine kanser olmadığı söylenen böyle bir kitleye genellikle odaklanmakta ve endişelenmektedir. Bu nedenle hasta da istiyorsa bu kitle cerrahi olarak çıkarılır.
Memedeki kitlenin kanser olduğu kesinleştikten sonra hastalığın yaygınlık derecesi araştırılarak yapılacak tedavi planlanır. Eğer erken evre ise memenin tamamını almaya (Mastektomi yapmaya ) gerek yoktur. Etrafında 1cm lik sağlam meme dokusu olacak şekilde kitlenin tamamen ve koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılması ve daha sonra yapılacak radyoterapi (ışın tedavisi)  ile birlikte yeterli bir iyileşme sağlar. Böyle bir hastaya eğer kişinin kalan memesi nedeniyle korkusu ve endişesi çok fazla olacaksa hasta isteğine bağlı olarak modifiye radikal mastektomi denilen memenin tamamının çıkarıldığı ve koltuk altı lenf bezlerinin temizlendiği cerrahi işlem yapılır. Her iki tedavi arasında uzun dönem yaşam süresi açısından istatistiki olarak fark yoktur. Ancak son yıllarda koltuk altı lenf bezlerinin mutlaka temizlenmesi işlemi yerine sentinal lenf nodu araştırılması işlemi yapılmaktadır. Burada kanserin ilk muhtemel yayılacağı lenf bezi (nöbetçi lenf bezi) araştırılır bu bulunarak patolojik olarak incelenir eğer kanser yoksa koltuk altı temizlenmesi işlemi yapılmaz. Ama eğer kanser varsa koltuk altı lenf bezleri yine temizlenir.
İleri evre kanserlerde yapılacak tedavi cerrahi olarak memenin tamamının alınması ve koltuk altı lenf bezlerinin temizlenmesi şeklindeki uygulamadır. Patoloji ve immunhistokimya incelemesi sonuçlarına göre bu tedaviye kemoterapi, hormonoterapi ve radyoterapi şeklindeki tedaviler eklenir. Eğer kanser lokal ileri evre dediğimiz bir dönemde ise evreyi geriletmek amacıyla cerrahiden önce kemoradyoterapi şeklindeki tedavi uygulanır daha sonra cerrahi tedavi yapılır.

MEMEDE KİTLE YAPAN SEBEPLER

           Kadınlar memesini muayene ederken memelerinde çeşitli kitleleri fark edebilirler. Ağrı nedeniyle gittiği hekimin muayenesi esnasında da memede kitle fark edilebilir. Bu şekilde bir kitlesinin tespit edilmesi kişide kanser olduğu endişesine yol açar ve onu sıkıntıya sokar. Memedeki her kitle kanser değildir. Ancak bunun kanser olmadığı hekimin muayenesi ve gerekli tetkiklerin yapılmasından sonra kesinlik kazanır, yani memede kitlesi olan kadın hemen kanser oldum endişesine kapılmayacak ancak gerekli muayene ve incelemelerinde yapılması için de ihmal göstermemesi gereklidir. Memede kitle fark edilen bir kadında öncelikli olarak meme kanseri gelişmesi açısından risk faktörlerinin bulunup bulunmadığı dikkatlice araştırılır. Ailesinde meme kanserinin bulunup bulunmadığı, ilk adetini 12 yaşından daha erken görmüş olmak ve menopoz yaşının 55’den daha büyük olması, hiç doğum yapmamış olmak ya da ilk doğumunun 30 yaşından sonra yapmış olmak, eğer daha önceden biyopsi yapılmışsa bu biyopsilerde atipik, duktal ya da lobüler hiperplazinin varlığı ya da lobüler karsinoma insitunun bulunmuş olması, hormon replasman tedavisi ya da oral kontraseptif kullanıyor olmak, çocukluk ya da adelosan (gelişim) döneminde meme bölgelerine herhangi bir nedenle tedavi amacıyla radyasyon almış olmak ve BRCA–1 ya da BRCA–2 genlerinin var olduğunun biliniyor olması belirgin risk faktörlerini oluşturur. Bu grup kadınlarda memede kitlenin varlığında daha dikkatlice araştırma yapmak gerekir. Öbür taraftan herhangi bir aile hikâyesi olmayan kadınlarda da var olan kitle meme kanserine ait de olabilir. Memede var olan bir kitlenin ne kadar zamandan beri var olduğu, ilk tespit edildiği zamanki büyüklüğü, menstüral siklüs esnasında kitledeki değişiklikler, hassasiyetin ve kızarıklığın olup olmadığı, memeye bir travmanın olup olmadığı ve o memeden daha önceden bir biyopsinin yapılıp yapılmamış olması, meme başından akıntının olup olmadığı ya da koltuk altında fark edilir şişliğin bulunması kitlenin değerlendirilmesinde önemlidir.
Memede fark edilen kitlenin yumuşak kıvamlılığı, etraf dokulara ve üzerindeki cilde yapışıklığı, hareketliliği ve sertliği kitlenin sebebinin ne olduğu hakkında fikir verir. Yumuşak kıvamlı, hareketli, etrafa yapışık olmayan kitleler genellikle kanser dışı nedene bağlıdır.
Meme kitleleri;

  1. Kist
  2. Fibroadenom
  3. Lipom
  4. Lenf nodu
  5. Kanser
  6. Meme enfeksiyonu (Mastit)
  7. Meme apsesi
  8. Yağ nekrozu
  9. Sklerozan adenozis’e bağlı olabilir.

        30 yaşının altında meme kanseri nadir olduğu için bu grup kadınlarda eğer meme kanseri açısından aile hikayesi de yoksa ve kitlenin elle yapılan muayenesinde meme kanseri şüphesi yoksa 2 menstrürasyon arasındaki dönem takip edilir ve kitlede büyüklük açısından fark olup olmadığı izlenir. Bu hormonal değişime bağlı olarak gelişen bir kist ise kendiliğinden boyutları değişebilir ve kitle tamamen kaybolabilir. Eğer kitle kaybolmamışsa ileri tetkik olarak Ultrosonografi yapılır ve bunun kist olduğu ortaya konur.  Kitle orta sertlikte, düzgün sınırlı, hareketli, oval-yuvarlak bir şekilde ise genellikle fibroadenomdur. Bunun Ultrasonografi ile gösterilmesi tanıyı kesinleştirir, bazen bu kitleye ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) denilen işlemin yapılması gerekir. Bu işlemde ince bir iğne ile memedeki kitleye girilerek hücre parçaları alınır ve bu uzman bir sitolog tarafından incelenerek bunun kanser olup olmadığı ya da kanser dışı başka bir nedene ait olup olmadığı kesinleştirilir. Mastit ve meme apsesi genellikle süt verme döneminde görülen ve ciltte kızarıklık, memede hassasiyet ve ağrı ile birlikte giden bir klinik tablodur. Yine muayene ve ultrasonagrafi ile tanısı konur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta bazı meme kanserlerinin de inflamasyon ile birlikte seyredebileceği ve tanıda karışıklığa yol açabileceği gerçeğidir. Lipom yumuşak kıvamlı, hareketli bir kitledir, kolaylıkla tanısı konur. Eğer kitlenin meme kanseri olduğu şüphe ediliyorsa ultrasonografi ile birlikte mutlaka İİAB yapılır ya da Tru-cut biyopsi denilen özel bir iğne ile daha çok doku alınarak patolojik olarak tanı kesinleştirilir.
30 yaşının üstündeki kadınlarda meme kanseri riski daha sıktır. Bu nedenle bu grup hastalarda memede bir kitle ile karşılaşılmışsa muayene edildikten sonra kitlenin değerlendirilmesi amacıyla hiç beklemeden mutlaka ultrasonografi yapılmalıdır. Eğer kişi 40 yaşının daha üzerindeyse ultrasonografiden önce mutlaka mamografi çekilmelidir. Gerekirse ultrasonografi yapılır. Burada amaç kitlenin kanser olup olmadığının ortaya konmasıdır.

             Meme kitlelerinin tedavisinde ağrı yapan büyük bir kist varsa bu kist iğne ile boşaltılır. Çok sayıdaki küçük kistler için böyle bir işlem yapılmasına gerek yoktur, kanser riski açısından bunların herhangi bir tehlikesi yoktur. Lipom ya da fibroadenom olduğu kesin olan kitlelerin tedavisi için herhangi bir işlem yapmaya gerek yoktur. Bunlar eğer ultrasonografide şüphe varsa veya kısa sürede büyüyorsa ve ağrılıysa ya da kişi memesinde böyle bir kitle nedeniyle huzursuzluk duyuyorsa cerrahi olarak çıkarılırlar. Meme enfeksiyonu ve apsesi uygun antibiyotik verilerek ve gerekiyorsa cerrahi olarak drene edilerek tedavi edilir. Yağ nekrozu ve sklerozan adenozis meme kanseri ile en sık karışan kitleler oldukları için mutlaka cerrahi biyopsi ile çıkarılırlar. 

Prof. Dr. Erşan Aygün

Son Güncelleme ( Cuma, 25 Haziran 2010 14:48 )
 

Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Tevfik Sağlam Cad. No:11     
Zuhuratbaba
İstanbul
     
bilgi@beah.gov.tr
Tel:      0 (212) 414 71 71
Faks:   0 (212) 542 44 91

ZİYARETÇİLER

Şu anda 151 konuk çevrimiçi
İçerik Tıklama Görünümü : 394385